12 Mayıs 2010 Çarşamba

Her Şeyi Ölçmeden Yaşayabilir miyiz?


Düşüncesel takıntılarımızın yaşamımızın her alanında yaygınlaşmış olanı, her şeyi ölçmek ve birimsel olarak tanımlamak ihtiyacımız olmalı.
Doğduğumuz günden itibaren ömrümüzü 1.dakika, 1.saat,1.gün olarak ölçülendiriliriz. Bebeğin boy ve kilosu hemen sorulur.Alması gereken besin miktarları ortam geliştikçe cc olarak detaylandırılır,günde kaç birim tuvalete çıkması belirlenir. Konuşması, gülmesi, yürümesi gereken aylarda ölçülendirilmiştir. Biraz daha büyüyünce zekası da ölçümlerin başına eklenir. Okul başarıları, beden ve ayakkabı numaraları, okuması gereken sayfa sayıları, ÖSS puanları,okuduğu okulların bitirme yılları hesaplanır.Alışveriş listesindeki ürünlerin miktarları,çalışma saatleri,kazanç miktarları,toplumsal gerekliliklerin yerine getirilmesi gereken zamanların ölçümü(evlilik yaşı,çocuk sahibi olma yaşı,torun sahibi olma yaşı), trafik ışıklarında bekleme süresi,yediklerinizin miktarı,aldığınız ve verdiğiniz kiloların miktarı,yağlarınızın kaslarınıza olan oranının miktarı, sağlıklı yaşam için günlük spor süresi,telefonda maksimum konuşma süresi,her insan ve ürün için belirlenen parasal ölçümler, gribi atlatma süresi,tedavi süresi,ilaç kullanma zamanları,yemek süresi,uykunuzun süresi,uyanmanız gereken ölçüm birimi,dizi film süresi,şarkı uzunluğu süresi,konser saati süresi,yemek tariflerindeki miktar ölçüleri ve pişirme süreleri,havanın ısı ölçüsü,deniz suyunun ısı ölçüsü, günlük kahvaltı ve yemek ihtiyacının karşılanması geren zaman ölçüleri,bir yerden bir yere gitme süreleri,suç işleme miktarı,buna uygun ceza alma miktarı,başarı miktarı ve süresi,propaganda süresi,alınan oy miktarı,sizin görüşlerinizin mecliste temsil edilme miktarı,sevilen alinin sevilen Ahmet te göre sevgi oranı, sevdiklerimizi aramamız gereken sıklık miktarı ve en sonunda ölümün gerçekleştiği andan itibaren ölçülen yaşam miktarı..
Yeni nesil ölçümler ise Facebook’taki arkadaş sayıları, bilgisayar oyunlarındaki skorlar, Farmville de yetiştirdiğiniz domates miktarı, bir e-ticaret sitesinde maksimum gezme süreniz, internetten indirdiğiniz programların miktarı(megabayt,gigabayt) bu miktar için ödemeniz gereken para miktarı,beyninizin düşünme miktarı(petaflop) gb.
Bilim, teknoloji ve gelişmişlik ise bu ölçümlerin hassaslığı ve sizin bunlara uyumunuzla orantılı olarak ölçülendiriliyor.
Sonuçta yaşamımızda neredeyse ölçmeden yaptığımız hiçbir şey yok. Yaşamımız, sadece ölçüm hedefleri, bu hedeflere ulaşma çaba, hırs, savaş, mutluluk ve ödülleri, ulaşamama endişeleri,cezaları ve mutsuzlukları ile devam edip bir şekilde sonlanıyor.
Bundan Sonra ölçüleri bu kadar ciddiye almamaya çalışsak, merak etmesek, sormasak, bize sorulunca ölçüsüz yanıtlar versek, ölçülü hedefler koymasak, ölçüsüz yaşamaya çalışsak, yaşam bir kaosa mı dönüşür? Büyük bir yükten mi kurtuluruz? Çok mu mutsuz oluruz? Her şey tanımsız mı kalır? Yorumlarınızla birlikte paylaşmak üzere..

22 Mart 2010 Pazartesi

Köpekbalıksız Bir Hayat Niye Bayat?


Bir Japon hikayesine göre, Japonlara kıyılardan avladıkları balıklar yetmeyince açıklardan avlanmaya başlamışlar. Ancak açıktan avlanan balıklar gelene kadar bayatlıyormuş. Önce balıkları buzda getirmeyi denemişler fakat lezzeti kaçmış, sonra çok sıkı ağlar içinde denizde sürükleyerek taşımışlar bu seferde ağın içinde kendine rota belirleyemeyen, hızlı yüzemeyen, aptallaşarak birbirine çarpan balıklar daha da lezzetsiz olmuş. Japonlar sonunda sorunu , ağın içine küçük bir köpek balığı atarak çözmüşler. Artık hepsinin canını kurtarmak gibi bir amacı, rotası ve hızı olmuş, lezzetleri yerine gelmiş.

Yaşamımıza bakınca lezzet için bizi bir hedefe doğru kovalayan itici bir güç, bir miktar risk, sorun, problem veya tehdit gerekiyor. Bu bazen dışarıdan bir olay ya da kişi bazen de beynimizde yarattığımız bir düşünce olabiliyor. Yani her şeyin sürekli yolunda gittiği köpekbalıksız bir yaşam bir süre sonra hiç lezzet vermiyor.
Bu durumla çelişen diğer bir gerçek ise yaşam amacımızın, yaşamımızdaki sorunları, problemleri, stresi ve riskleri yok etmeye çalışmak olması. Tüm çabalar, savaşlar, dualar da böyle bir yaşama kavuşmak için.

Yani, sürekli ve garanti olan yüksek bir gelir,her şeyi tam hayalimizdeki bir evlilik,sorunsuz çocuklar ve ilişkiler,her açıdan sağlıklı bir ruh ve beden ve çok kolay ve eğlenceli uğraşlar…..

Buradan da şu sonuca gidiyoruz, uğruna bu kadar çaba harcadığımız mücadeleli süreç yaşamımıza lezzet katıyor, hedef edindiğimiz sorunsuz nokta ise ulaşmamız halinde bize lezzetsiz bir yaşam sunuyor.

Bundan Sonra yaşamımızda lezzeti, hedeflerimize ulaşma yolunda yaşadığımız zorluklarda aramak, mücadele sürecini bir an önce atlatmaya çalışmak yerine keyfini çıkarmak, risklerimizi, problemlerimizi, sorunlarımızı sevmek gerekecek. Sevimli köpek balıklarımıza yakalanmadan hedefe doğru koşmak ve mutlu olmak beklide yaşamımızın yeni amacı olacak.

28 Şubat 2010 Pazar

Yaşamınızı Bilgisayar Tuşları İle Yönetebilseniz Neler Olurdu?


En cazip tuşlar herhalde başa git, sona git, bir sonraki sayfaya git, bir önceki sayfaya git, sil, kopyala, yapıştır, kes, boşluk bırak olurdu.

Birlikte denemeye ne dersiniz?

Bilgisayarınızın başına oturup yaşam programınızı açtığınızı hayal edelim. Önceliği de vicdanınızı rahatsız eden sizde içsel çatışmalara yol açan geçmiş hatalarınızı bulup yok etmeye verelim.
Hemen sağ alttaki okla geri gitmeye başlayın, her sayfadaki hata koyu bir şekilde yazılmış size bakıyor. İster değiştirin doğrusunu yazın, ister sil tuşuna basarak yok edin.
Bu günkü bakış açınızla hatasız bir geçmiş ve müthiş bir huzur duygusu ile hemen geleceğe bir göz atın. Bir risk, bir tehdit, olumsuz bir olay ya da kişimi mi gördünüz hemen silin hiç iz kalmadığını göreceksiniz. Hayalleriniz gerçekleşmiyor mu? Hemen tanıdık bildik kişilerin hayatına, izlediğiniz beğendiğiniz film videolarına ya da olmadı Google Görsele girin, yaratıcıysanız grafik programları aracılığı ile kendiniz hazırlayın. Beğendiğiniz her şeyi ve her kişiyi yaşamınızın istediğiniz bölümüne kopyala yapıştır yapın. Bazı resimler kopyalanamıyor ya da sahibi sadece bende olsun diye özel bir yazılım kullanmışsa “print screen” yapın. Biraz uğraşarak onları da yaşamınıza yapıştırabildiğinizi göreceksiniz. Baktınız ki yaşam temponuz çok hızlanıyor, sizi fiziksel yada duygusal olarak yoran olayların arasına istediğiniz kadar boşluk yada boş satır koyun. Bazı olay yada kişiler konusunda kararsız kaldıysanız sadece kesin ve bekletin gerekince geri yapıştırırsınız.

Uyarayım kişilik özellikleriniz burada da belirleyici olacak. Örneğin, iletişimciyseniz, işinizin çoğu yaşamınıza giren insanları kopyalamak ve sevmediklerinizi silmekle geçecek. Yöntemciyseniz, oturup muhtemelen bir 10-20 senenizi tasarlayıp planlı bir şekilde olmasını istediklerinizi ve istemediklerinizi yazacak, ileri tuşunu daha sık kullanacaksınız. Düşünürseniz, Geçmiş sayfalarla gelecek sayfalar arasında sürekli dolaşacak neyi niye yaptığınızı ve niye yapmanız gerektiğini bolca düşünecek satır ve sayfalar arasına bolca boşluk koyacak, kopyala yapıştır tuşunu çok itina ile kullanacaksınız. Eğer uygulamacıysanız gelecek tuşu ile vakit harcamayıp hemen önünüze gelenleri yaşamayı tercih edeceksiniz. Vakit bulursanız da geçmiş sayfalara bir göz atıp bolca bulacağınız yanlışları sil tuşuna basarak sileceksiniz.
Yukarda birlikte hayal ettiğimiz bu teknolojik fantezi yakında gerçek bile olabilir.

Ancak bu günü düşünürsek burada adı geçen tuşlar yaşamımızda var aslında. Geçmişe dönmek hafızanızı kaybetmediyseniz hiç zor değil. Hatalar için bazı sınırları olmakla beraber “sil tuşu” yerine “telafi ” tuşu da var. Bazı izleri savunma mekanizmalarınız silmenize yardımcı oluyor bazıları ise zaman içinde kendiliğinden unutuluyor. Gelecek sayfalara gitmek tam mümkün olmasa da onları “tahmin” ya da hayal tuşları” ile yaratmak mümkün. İstediğiniz kişi ve olayları kopyalamak ve yapıştırmak istiyorsanız ve yaratıcılığınızı kullanma tembelliğiniz varsa emin olunki yaşamınız “başkalarının yaptığını takip et” tuşu ile geçiyor. Tabi bu tuş bilgisayarınızdaki “kes ve yapıştır” kadar hızlı ve %100 olamayabiliyor. Yorgun dönemleriniz için “içine kapan tuşu” var. Günlerce hiçbir şey yapmadan düşünmeden yeni ilişkilere ve olaylara arkanızı dönerek kendiniz toparlamanıza yardımcı oluyor. “Küsme tuşu” bazı olay ve kişileri de yaşamınızdan bir dönem kesip çıkartıp sonra başka bir dönemde tekrar yaşamınıza almanıza yardımcı oluyor.

Sonuç olarak bu hoş fantezi biraz daha zor ve sınırlı koşullarda yaşamımızın gerçeği.

Bundan Sonrası
kişilik özellikleriniz çerçevesinde tuşları kullanma yeteneğinize kalıyor…

10 Şubat 2010 Çarşamba

Kişiliğiniz, Facebook Sayfanıza Nasıl Yansıyor?


Kişileri kişilik özelliklerine göre 4 ana kategoride izleyebiliriz. İletişimciler, yöntemciler, düşünürler ve uygulamacılar…
Bu durum kişiden kişiye değişir ve aynı kişide kategorilerden biri çok güçlü olup, diğerleri de onu belli oranlarda takip eder. Böylece dominant ve karma kişilik özelliklerinize göre yaşamınız ve facebook kullanım alışkanlıklarınız şekilleniyor.

Eğer siz bir işi kimle yapacağınızı çok önemsiyorsanız, insanlarla iletişimden çok hoşlanıyorsanız, duygusal ve romantikseniz güçlü yönünüz iletişimci olmak. Facebook ortamında bir etkinlik ya da arkadaşlık daveti ya da post aldığınızda, bir gruba girmeniz, bir kişinin hayranı olmanız istendiğinde; iletişimcileri sadece teklifi kimin yaptığı ilgilendiriyor, profillerinde aileleri ile yada arkadaşları ile çekilmiş duygusal fotoğrafları uçuşuyor her duygusal duruma bir yorum yazmaktan kendilerini alamıyorlar, eski arkadaşlarını hızla buluyorlar.

Eğer siz bir işi nasıl yapacağınızı çok önemsiyorsanız, planlı ve programlıysanız, analiz ve sentez yapmaktan hoşlanıyorsanız, kurallar ve prensipler sizin için önemliyse güçlü yönünüz yöntemci olmak. Facebook ortamında yöntemciler bilgi gönderiyor, organize işler yaratmaya çalışıyorlar. Aldıkları teklifleri kabul etmeden önce artı ve eksilerini hesaplamaya çalışıyorlar, programlarına ve hedeflerine uygunluğunu araştırıyorlar. Profilleri belli konseptler üzerinde dönüyor. Katılımcı ve izleyiciler.

Eğer siz bir işi neden yapmanız gerektiğini çok önemsiyorsanız, bir konu üzerinde derin derin düşünmekten hoşlanıyorsanız, mantığınıza oturtmadan bir şey yapamıyorsanız sizin güçlü yönünüz düşünür olmak. Facebook ortamında gelen teklifleri kabul etmeden önce neden ve niçinler i düşünerek birkaç gün yada hafta geçiriyorsanız, görüşlerinizi paylaşmaktan ziyade paylaşılanları izlemeyi tercih ediyorsanız bilin ki siz iyi bir düşünürsünüz. Sizde hareket az , gözlem çok.

Eğer siz bir işi yapmayı önemsiyorsanız, hareketten, doğadan, eğlenceden ve maceradan hoşlanıyorsanız güçlü yönünüz uygulamacı olmak. Facebook ve benzeri ağlar varlıklarını size borçlular. Her oyunda, grupta organizasyonda siz varsınız. Profiliniz çok hareketli izlemekten çok katılmaktan hoşlanıyorsunuz. Kısacası nerede hareket orada siz…

Bundan Sonra sosyal ağlarınızda yer alan kişilerin kişilik özelliklerini beklide gerçek yaşamda olduğundan daha kolay ve hızlı keşfederek ilişkilerinizi yönetebileceksiniz. Örneğin bir grup kurmak istiyorsanız uygulamacılar hazır askerleriniz olacaktır, duygusal yazıları ve şarkıları iletişimci arkadaşlarınızın sayfalarında arayın, sessiz sakin izleyici istiyorsanız düşünür arkadaşlarınızın sayısını arttırın yada organize işler gerekiyorsa uygulamacılardan destek alın…

24 Ocak 2010 Pazar

Facebook ta “Sıçtın Mavisi Grubu” ve Nar Etkisi…


Facebook yaratıcılık için pek çok başarı zemini sağlıyor. Özellikle gençlerin yaratıcılıkları ve espri anlayışları bu zeminde tavan yapıyorlar. Son günlerin en renklilerinden birisi de “Sıçtın Mavisi” Grubu.

Eğer dönem boyunca derslerinizi biriktirip dönem sonu sınavlarından 1 gün önce gecelediyseniz ve sabaha karşı hiçbir şeyin yetişmediğini fark ederek pencereden dışarıya bakıp, gökyüzünün o ilginç mavi tonunu görerek s……m diyorsanız grubun otomatik üyesisiniz demektir. Hayran sayısı 20.000’lere yaklaşan gruba öğrenciler dışında gece nöbeti olan kişilerde akmaya başlamış. Belki yakında uykusu kaçan kişilerde katılır ve ister misiniz herkes kendince bir neden bulsun.

Tüm bu gelişmeler bu esprili, argo ismin yarattığı nar etkisinden olabilir mi?
Bu isim çocukluğumuzdaki masallardan “fareli köyün kavalcısı” misali pek çok kişiyi peşine takıp götürüyor. Depresyonda olan, eğlenmek isteyen, espriden hoşlanan, acıyı seven, sanatsal yaklaşan, romantik takılan, kendisiyle hesaplaşan, boş veren, paylaşmak isteyen, yalnızlığı seven, destek arayan, destek veren, deşarj olamaya çalışan, kutlama yapan, umut ya da umutsuzluk besleyen, başarılı, başarısız, akut ya da kronik hayranlarını buluşturuyor.

Hayranları, üzerlerinde destekleyici terapi etkisi yaratan bu markayı kullanmaktan keyif alıyor, şikayet edermiş gibi görünseler de markalarına sadık kalıyor.

Bundan Sonra yaşamımızı yönlendiren kanaat liderleri siyasetçiler değil, yaratıcılık ve eğlenceyi her ihtiyaca cevap verecek şekilde buluşturmayı bilen, farklı düşünebilen gençler olacak…

Fikir anne/babalarını yaratıcılıklarından ötürü kutluyorum.

11 Ocak 2010 Pazartesi

Sanal Alemde Kara Lekeniz Var mı?


Yok mu diyorsunuz, tekrar birlikte gözden geçirelim…

Çoğumuzun 2 aynası var. Biri içinde yaşadığımız dünya, diğeri de girip çıkmakta olduğumuz sanal ortam. Her ikisi de bizi yansıtıyor, görüntülerimiz oluşuyor, bizi markalaştırıyor.

Gerçek dünya da görüntüler kaybolup izleri silinebiliyor, hatalar, kötü imajlar, sarf edilen sözler unutulabiliyor, yeni olumlu görüntüler çoğu zaman eski kötüleri silebiliyor.

Ama sanal ortamda yer alan görüntülerimizi kaydeden ve sürekli önümüze koyan makamlar var . Google,Face Book ve benzerleri !!!

Kara lekeler adi suçlardan ibaret değil. Yaşanan olumsuz olaylar, yapılan küçük hatalar, kullanılan argolar, küfürler, eğlenmek amacıyla yapılan geyikler, özel yaşama dair masum görünen bilgi ve görüntüler hatta sizinle bağlantılı aile bireylerinizin veya arkadaşlarınızın benzer durumlarıda yaşamınızın çok kritik bir anında istemediğiniz kişilerin önüne gidiyor ve sahibini çok zor durumda bırakabiliyor. Son dönemde mahkemelere delili olarak bile sunulabiliyor.

İşe giriş süreci, herhangi bir alanda ünlü olma noktası, pazarlama konumu, birini beğenme durumlarında şanlı geçmişiniz ve bağlantıları tek bir tuşla dökülüyor. Peki bu konuda farkındalığımız ve stratejilerimiz ne durumda ? Pek parlak değil.

Şirketler ya da üst düzey yöneticiler, ünlüler bu sıkıntılı durumla karşılaştıkça kara lekelerini silmeye çalışıyor ama pekte başarılı olamıyorlar. Bu alanda yeni nesil bir sektör oluşuyor. Kara lekeleri silme hizmetleri!!! Bu hizmetler hacker aracılığı ile yapılamıyor. Hatanın tekrarlanmayacağı yolunda ikna çalışmaları gerekiyor. Kimi zamanda hukuk devreye giriyor. Ama çok zorlu, pahallı ve uzun süreçler gerekiyor.

Bundan Sonra bizden beklenen hatasız bir yaşam sürmemiz. Kendimiz ve yakınlarımız için yaşama dair daha fazla sorumluluk almak ve kişisel güvenlik tedbirleri edinmek. Ve en önemlisi de bunları artık çok küçük yaşlardan itibaren bilinçli ve planlı bir şekilde sürdürmek.