27 Aralık 2009 Pazar

Temel İhtiyaçlarınızı Nasıl Sıralıyorsunuz?


Amerikalı psikolog Abraham Maslow 1940’lı yıllarda insanların temel ihtiyaçlarını bir sıralamaya oturtmuştu.


Bu sıralama en acil ihtiyaçtan en gelişmiş ihtiyaca kadar gidiyor.


1. Fiziksel ihtiyaçlar (açlık susuzluk seks gb)
2. Güvenlik ihtiyacı (barınacak yer, iş, sigorta gb)
3. Sevgi ihtiyacı (aile, sevgili, eş,sosyal çevre)
4. Kendine güven ihtiyacı (başarı, statü gb)
5. Kendini geliştirme ve kapasitesini aşma ihtiyacı(eğitim, gelişim)

Maslow teorisinde eğer bir kişini “birinci basamaktaki ihtiyacını tatmin edemezse o kişi bir üst basamaktaki ihtiyacını dile getiremez ve onun beklentisinde olamaz” diyordu.

Bu teori bir 50 yıl kadar çok kabul gördü. Geçmişte ekonomik koşulları iyi olmayan bir genç önce karnını doyurmak için bir iş bulmak, sonra bir ev sahibi olmak için çabalardı. Daha sonra bir aile kurmak isterdi, sonra işinde yükselmeyi hedeflerdi, yaşamının ileri yıllarında da entelektüel düzeyini ve kişisel gelişimini arttırmak için çabalardı. Yani hayatta genel olarak her şeyin bir sırası ve dönemi vardı.

Ancak 80’lerden itibaren bu sıra bozuldu. Yeni nesil gençler ilk dört ihtiyacın hepsini aynı anda birinci basamakta, çok çabuk ve kolay bir şekilde tatmin etmek istiyor. Aile desteği, krediler, kredi kartları, kurumsallaşan şirketlerde gençleri bu taleplerinde destekliyorlar. Medyada bu destek sistemlerini sürekli işliyor. Beşinci ihtiyaç ise hala son sıradaki yerini koruyor.

Bundan sonra
ise sanki bu sıralama tersinden işleyecek gibi görünüyor. Yani kendini geliştirip kapasitesini aşma ihtiyacı ilk sıraya oturacak. Çünkü bu ihtiyacını hayatının başında ekonomik koşulların çok zor olduğu dönemlerde bile hissedip gereğini yapabilenler diğer ihtiyaçlarını da en iyi düzeyde tatmin edenler olacak. Gelecek, gençlerin diğer ihtiyaçlarını tatmin etmelerini bekleyecek kadar sabırlı değil artık. Rekabet çok fazla, kaynaklar çok az.

2010 öncesindeki şu birkaç günde eski alışkanlıklarımızı gözden geçirerek, yeni nesil ihtiyaçlarımızı belirleyip, yeni hedef ve planlarla yeni yılı karşılamalıyız.

İyi yıllar dileğiyle…

1 Aralık 2009 Salı

Kompleksipasiteniz Ne Durumda? Siber Okur Yazarlığınız Var mı?



Yüksek kapasiteli bir okur yazar olmak 60’lı,70’li ve 80’li yıllarda çok iyi bir şeydi. Şimdi ise hızla değişen dünyada bunun artık gerekli ama yetersiz olduğu düşünülüyor.

World Future Society 2009 Konferansında D.P. Snyder’in yaptığı sunumundan bazı alıntıları sizlerle paylaşmak istiyorum.

Kompleksipasite (complexipacity) Tom Snyder tarafından İnsanların kompleks olayları anlama kapasitesi olarak 2008 de tanımlanmış bir kelime.T.Synder kompleksipasitenin deneyimlerle çocukluktan erişkinliğe yükseldikçe arttığını, erişkinlikten yaşlılığa geçtikçe azaldığını belirtiyor.



Daha iyi anlayabilmek için bazı tanımlara göz atabiliriz.
Basit bir seçenek ve tahmin edilebilir bir sonuçla karşılaşma durumu
Komplike değişime uğramayan farklı elementlerle karşılaşma durumu (makine parçaları)
Kompleks dış değişkenlerin etkisi ile hızla değişen ve dönüşen durumlar (ekonomi, ilişkiler,politik kararlar)
Kaos anlamlandırılamayan değişime ve dönüşüme uğrayan sistemler (tüm kompleks sistemler kaotik hale gelebilir)

Günlük yaşamımıza bakınca hızla değişen dünyanın (2010 da dünyada üretilen bilginin 72 saatte 3e katlanacağı söyleniyor) yaşamımızı ne kadar kompleks hatta bazen kaotik hale getirdiğini fark edebiliriz. Sorularımız ve cevapları artık basit ve komplike olmaktan çıkmış kompleks ve kaotik olmuş durumda.

ÖSS ye hazırlanan bir genç gelecek için nasıl bir meslek seçmeli? Üniversiteyi bitiren bir genç yaşama profesyonel olarak mı, akademisyen olarak mı girişimci olarak mı başlamalı? Bir yaratıcı fikir sahibi projesini piyasaya ne zaman sürmeli? Domuz gribi aşısı olmalı mıyız?

Kompleks olayları çözebilmek için maalesef yeterli donanıma sahip değiliz. Eğitim sistemimizde bİzi buna uygun yetiştirmedi. Yaratıcı, kritik düşünme, araştırmacılık, analiz ve sentez yeteneklerimiz eğitim sistemi içinde köreltiliyor. Bir profesör geçenlerde katıldığım bir toplantıda üniversitelerimizde yapılan bilimin ağırlıkla tercüme bilimi olduğunu söyleyerek bir öz eleştiride bulundu.

Kompleksipasitenizi ; sistematik düşünme, işbirlikçi ekip çalışması, yaratıcılık, problem çözme, bağlantılı öğrenme, haberleşme ve siber okuryazarlık (cyber literacy -bilgisayar ve internet teknolojilerini kullanmayı çok iyi bilmek ve online bilgilerin güçlü ve zayıf yönleri ile güvenilirliği hakkında da bilgi sahibi olmak ) ile geliştirebilirsiniz diyorlar.

Bundan Sonra ise bence kaosipasitemizi geliştirmeye çalışmak ve yeni pek çok yeteneğe sahip olmak gerekecek.

22 Kasım 2009 Pazar

İşinizi Kim Kapacak?


İnsan görünümlü makinelerden senelerdir bahsediliyor, filmlere konu oluyorlar,resimleri çiziliyor. Ve biz hala onları yaşamımızda görmeyi bekliyoruz.


Biz onları görmeyi beklerken robotlar aslında yaşamımızın her alanına girdiler bile. Laptoplarımız, cep telefonlarımız, i podumuz, çamaşır makinemiz, bulaşık makinemiz, konuşan buzdolabımız, sensorlu arabamız,para çektiğimiz Atm’ ler, sinemalardaki bilet makineleri, restoranlar,fabrikalar, hastaneler santraller artık robotlarla doldu hızla taşıyor. İnsan yüzü taşımayan akıllı makineler her gün teknolojik gelişme adıyla yaşamımızı kolaylaştırıyor. Bu keyifli gelişme bir yandan da işimizi kaybetmemize yol açıyor. 2005 yılında ABD’ de çok sayıda Atm 1 gecede devreye sokulmuş ve bir gecede 5 milyon banka görevlisi işini kaybetmiş. Ülkemizde de iş yaşamının en robotik sektörü bankacılık ekonomik kriz nedeni ile en çok çalışan çıkaran sektör olarak bunu kanıtladı.


Geçen gün sinemada bilet satış bölümünde 1kişi vardı. Satışı yapan genç hanım beni bilet makinesine yönlendirdi. Akıllı makine bana her aşamada yardımcı oldu ve biletimi çok kolay bir şekilde kredi kartımla aldım. Çıkarken de “bu makinenin sizin işinizi elinizden alacağını” biliyor musunuz dedim. Şaka yaptığımı sanarak güldü.


Ancak durum özellikle gençler açısından çok kritik. Mesleklerini seçerken yeni kriter rutin iş mi yaratıcılık gerektiren iş mi kararı olmalı. Rutin işlere artık emek ve umut bağlamak çok yanlış. Çünkü iş sahipleri gezdikleri her fuarda her gün sayıları hızla artan 24 saat x7 gün sorunsuz çalışan ve standart hizmet üreten akıllı makine/robotları satın almakla ve maliyetlerini düşürmekle meşguller. Bu da rutin işleri yapmakta olanların işlerini yeni rakipleri robotlara kaptıracaklarının işareti. Ancak yaratıcılık gerektiren işler için bir süre daha tehlike yok.

Bundan Sonra hiç kimse işini standart bir şekilde yaparak iyi noktalara geleceğini ya da işini garantiye alacağını beklememeli. Sadece yaratıcı, yaptığı işi aldığı noktadan ileriye taşıyabilen, yeni sistemler, düşünceler ve ürünler geliştirebilen insanlar bu lükse sahip olacaklar. Yaratıcılık hepimizde var. Geliştirerek kullanmak ise sadece farkındalık ve çaba gerektiriyor.

13 Kasım 2009 Cuma

Doğadaki Ayak İzinizi Hesaplamak İster misiniz?


TDF (tüm Fütüristler Derneği) adına konuşmacı ve dinleyici olarak katıldığım Ege Su Forumunun bana düşündürdükleri şunlar oldu.


Düşünün ki evinizdeki en kıymetli ve temiz halınıza çamurlu ayakları ile biri geldi ve bastı. Halı temizlenebilir, yenisi alınabilir ve hatta olmazsa da olabilir, bu tür ortamlara ayakkabı ile girilmesi insanları hasta etmez örneğin iş yerlerinde terlik giymiyoruz. Buna rağmen bizim kültürümüzde proaktif yaklaşıma en iyi örnek bu sanırım. İnsanlar ayakkabılarını çıkarıp terlik giyerler. Ayak izleri evlerini kirletmesin, mikropları eve taşımayalım düşüncesi ile çok sıkı tedbir alırlar.


Ancak dünyayı kirleten ayak izlerinin temizlenmesi hem çok maliyetli, hem başka gidilecek dünya yok, hem de dünya yaşam için en azından şimdilik olmazsa olmaz bir yer. Doğadaki Ayak İzimizin bize, ailemize, topluma ve dünyaya vereceği zarar çok daha fazla. Küresel ısınma, iklimsel bozulma, susuzluk , açlık, hastalıklar, yerleşim sorunları, enerji problemleri, canlı türlerinin yok olması ve insanlığın çok zora girmesi sayılabilecek bazı örnekler.

Bu çelişkili durumu bilgi eksikliği, farkındalık eksikliği diye tanımlayabiliriz beklide.

Doğadaki Ayak İzimiz, doğaya verdiğimiz zarar miktarı. Bu ölçülebiliyor. Araştırarak bulduğum 2 siteyi paylaşmak istiyorum. İngilizce bilenler yada bilen bir kişi bulanlar lütfen aşağıdaki linki tıklayın. Çok başarılı hazırlanmış size sonrası içinde neler yapmanız konusunda bilgi veriyor. http://www.footprintnetwork.org/en/index.php/GFN/page/calculators/footprintnetwork.org/en/index.php/GFN/page/calculators/
İngilizce bilmiyorsanız bu linki tıklayın http://dunyayikurtaranadim.com/karbon-ayakizi-testi/
Ve sorulara cevap verdikten sonra düşünün tercihleriniz (oturduğunuz ev, kullandığınız araba, yaşam tarzınız, seyahat şekliniz, alışverişleriniz, alışkanlıklarınız) dünyadaki ayak izinizi nasıl belirliyor?


Bundan Sonra aynı şekilde doğaya basmaya devam etmeye bilmem vicdanınız el verecek mi? Benim puanım pek iyi değil. Bu konuda bir gelecek planı yaptım. Kişisel alışkanlıklarımı hızla değiştiriyorum. Çünkü fark ettim ve karar verdim. Bazı değişiklikler ise ailesel, işsel ve yaşamsal kararları gerektiriyor. Onlar bizim için 5 yıllık bir süreç içinde gerçekleşecek gibi görünüyor. Bazıları ise maalesef ülkesel ve yönetimsel. Onlar için ülkeme bakınca ne yazık ki bir zaman veremiyorum. Ama olsun belki siz biz yönetimin yapamadığını başarırız.

3 Kasım 2009 Salı

Yapmak İstediğiniz “Bir Düzine Şey” Bulabilir misiniz?


Yaşam tempomuz çok hızlı, sorumluluklar çok, yaşam herkes için zor, çevremizdekilerin bizden talepleri var. Peki, biz kendimiz için neler yapıyoruz, neleri yapmak istememize rağmen yapamıyoruz ya da bunları düşünmeye vakit ayırabiliyor muyuz?


Küçük bir deneme yapmak ister misiniz?


Yaşamınızda bu güne kadar yapmayı çok isteyip ama herhangi bir sebepten ötürü yapamadığınız bir düzine (12 tane) şeyi alt alta yazmaya çalışın. Çok basit şeylerde olabilir, çok zor şeylerde.

Düzineyi tamamlamak sizi zorlayabilir. Bu durum, yapmak istediğiniz her şeyi yapmış olmanızdan değil, sadece düşünmekten vazgeçmenizden de olabilir. Hayallerinize dur demiş olabilirsiniz, artık plan yapmıyor olabilirsiniz ya da en kötüsü gelecekten vazgeçmiş olabilirsiniz.


Tamamlayanlar mutlaka olacaktır. Onlara bravo ve gerçekleştirme yolunda bol şanslar. Tamamlayamayanlar ise tempolu yaşamlarından kısa bir mola alarak;


bir düzine hayal kurup,

hayalleri somut hedeflere dönüştürüp,

bu hedefleri kimlerle,

ne zaman,

nerede,

nasıl ve kimlerden yardım alarak gerçekleştirebileceklerini planlayıp uygulama fırsatı yaratabilirler.

Bundan Sonra örneğin her yılbaşında ya da doğum gününüzde, yenilerini ekleyip, gerçekleşenlerin üzerini çizebilir, hayal kurmanın, istemenin, hedef edinmenin, planlayarak gerçekleştirmenin bir düzine keyfini yaşayabilirsiniz.

26 Ekim 2009 Pazartesi

Yeni Nesil Mutluluk Durakları


Mutluluk nedenlerimiz, kişiselden küresele doğru geniş bir yelpaze oluşturuyor.
Bazı mutluluk duraklarında bekleyenler azalırken, yeni mutluluk duraklarında bekleyenlerin sayısı artıyor.


Sizin mutluluk duraklarınız neler?


Evde 1 tek elektronik alete sahip olduğunuz günde mi , çok sayıda teknolojik cihaza sahip olduğunuz yıllarda mı, yoksa her teknolojik cihazın en yeni modeline çıkar çıkmaz sahip olduğunuz anlarda mı?


Bir dosta sahip olup onunla her şeyi paylaştığınız iki kişilik koltukta mı, pek çok arkadaş grubuna sahip olup haftanın pek çok günü onlarla buluştuğunuz kafelerde mi ya da arkadaş sayınızın sanal ortamda bol sıfırlı sayılara çıktığını izlediğiniz sosyal iletişim ağlarında mı?


Bir konuda çok şey bilip uzmanım dediğimiz yaşta mı , pek çok farklı konuda fikir sahibi olarak her şeyden haberdarım duygusunu yaşadığınız anda mı yada farklı işler deneyip öğrenerek çok meslekli olma becerisine sahip olduğunuz dönemde mi?


Bir giyeceği hayal edip dikip yada diktirdiğiniz dikiş makinesinin başında mı, gezip dolaşıp pek çok benzerini denemeye yetişemediğiniz ayaklarınıza kara sular inen alışveriş merkezlerinde mi, ya da görmeden ellemeden ve denemeden sipariş verdiğiniz internetin başında mı?


Dükkanınızda ürün sattığınız günlerde mi yoksa marka olup raf kapma derdine düştüğünüz hipermarketlerde mi ya da ve pazarından pay kapmaya başladığınız dünya e ticaret sitelerinde mi?


Anne annenizin tariflerini yazdığınız rengi solmuş defterin başında mı, dünya mutfaklarının en güzel tariflerini içeren kitap marketlerindeki kitap raflarının önünde mi ya da internette yayınlanan dünya yemeklerinin tarif videolarının karşısında mı?


Elde açılıp hazırlanması yarım günü alan börekleri mutfaktaki tepsiden aşırırken mi, pişmesini 15 dakikadan fazla beklemeye tahammül edemediğiniz menülü restoranlarda mı ya da sipariş vermek için kuyruğa girip, 5 dakika da pişen ve 5 dakika da tükettiğimiz fast food gıdalarda mı?
Uzun telefon konuşmaları ve gizli aşk mektupları ile yaşanan flörtlerde mi yoksa çıkma teklifi alıp el ele dolaşmakta mı ya da internet’te tanışıp, e-mesaj yoluyla haberleşip sanal aşklar yaşanan bilgisayar ekranında mı?


Bundan Sonra, bekli de bizi dilini bilmediğimiz ama teknoloji sayesinde yazışıp konuşabildiğimiz uluslararası arkadaşlıklar ve aşklarda, tablet gıdalarda, yanmaz, yırtılmaz, eskimez, 50 kat daha hafif renk ve model değiştirebilen elbiselerde, sanal restoranlarda ve 3 boyutlu görüntülü sanal buluşmalarda bekleyecek.

19 Ekim 2009 Pazartesi

Çokla Mutlu Olmak Nasıl Mümkün Olacak?


Arkadaşlarımızın sayısı hızla artıyor, facebook ve benzeri sosyal iletişim ağları bize her gün onlarca yüzlerce yeni arkadaş kazandırabiliyor. Kaç tanesi ile dostluk ve derin ilişki içine girebiliyoruz? Çok arkadaşla haberleşme çılgınlığı yaşamaktan dostluğa zaman kalıyor mu?

Doğum günü gb özel günlerimizde bizi kutlayanların sayısı da hızla artıyor, facebook arkadaşlarımız, bankamız, alışveriş ettiğimiz mağazalar, potansiyel satıcılarımız bile peş peşe çok fazla teknolojik tebrik mesajları ve sanal hediye paketleri gönderiyor. Kaç tanesini gece yatınca hatırlıyoruz?

Bilgilerimiz hızla artıyor, okumaya yetişemeyeceğimiz kadar çok bilgi internette açık bizi bekliyor. Okumaktan vakit bulup kaç tanesinin üzerinde zaman ayırarak, derin düşünüp yaşamımızda bir faydaya dönüştürebiliyoruz?

Alışveriş olanakları çok artıyor, hiper marketler ardı ardına açılıyor.Yaşadığımız mahallenin ve şehrin dışında, internet aracılığıyla dünyanın her yerinden alışveriş yapmak mümkün. Alışverişlerimizin ne kadarı gerekli, işlevsel ya da ihtiyacımızı gerçekten karşılıyor? Yakında almaktan kullanmaya a zaman bulamayabiliriz.

Pazar olanakları da çok fazla. Ürettiğimiz bilgiyi, ürünü ve hizmeti dünya pazarına internet üzerinden sunabiliriz. Ne kadarı sürdürülebilir, karlı, güvenli , yararlı ve başarılı ticaret olanağı sağlıyor?

Sayısal çokluk niteliksel azlık getiriyor. Niteliksel azlık tatminsizliğe, o da mutsuzluğa yol açıyor. Üstüne üstlük toplum çok şeyi var ama yinede mutsuz diye suçluyor.

Bundan Sonra bir yandan yeni çoklara kavuşurken, yapmamız gereken çok önemli bir şeyde bunca çokluğu mutluluk kaynaklarına dönüştürebilmek olabilir. Belki önceliklerimizi yöneterek başlayabiliriz. Pek çok sanal arkadaş içinden “sıkı dostluk adayı”, “uygulanabilir yararlı bilgi”, “işime yarayan ürün”, “verimli iş” gibi kavramlar geliştirebilir ve önceliklerimizi bunlar üzerine inşa ederek, yaşamımızı zenginleştirecek düşünme ve uygulama molaları alabiliriz. Bunlar eğer çok zor geliyor ya da yapamıyorsak, belki o zamanda mutluluğun tanımını gözden geçirebiliriz. Bir sonraki yazımda…

12 Ekim 2009 Pazartesi

Geleceğe Hazır mısınız?


Gelecek bu günden sonrası, yarınlar…

Geçmişi okuyoruz ve irdeliyoruz, bu günü ise kurtarmaya çalışıyoruz. Gelecek genellikle endişelerin, bilinmezliğin, son yıllarda ise nadiren umutların simgesi. “Gelecekten ne bekliyorsunuz?” sorusuna , ellerini iki yana açarak belirsizliği ve bilinmezliği yansıtan kişilerde var, sürekli projeler geliştirip, planlar yapan, yaratıp üreterek bugünü ve geleceği şekillendirenlerde var.


Siz ne durumdasınız?

1. Bilim adamları neler üretiyor, gelişmeleri bizzat kendiniz araştırıp izleyebiliyor musunuz?
Yoksa benim işim değil deyip basının sundukları ile ve eskimiş bilgilerinizle yetiniyor musunuz?

2. Günlük yaşamınız , ilişkileriniz, ne yönde değişiyor, değişen dünyada değişimi nasıl yönetmeli, neler yapmalı, nelerden korunmalıyız,diye düşünüp proaktif yöntemler geliştiriyor musunuz?
Yoksa günlük rutinler içinde kaybolarak değişime uyum güçlükleri içinde şikayet ederek yaşayıp gidiyor musunuz?

3. Önceliklerinizi yönetebiliyor musunuz?
Yoksa tüm bu koşuşturmaca da gündem, işiniz ve reklamlar mı sizin önceliklerinizi yönetiyor?

4. Teknolojinin size sunduğu olanakları, paylaşım, gelişim, hız, güç birliği ve olanak birleştirme alanlarında kullanıp, yaratıcı şeyler üretip, olumlu düşünüp, kişisel ve toplumsal değerler yaratıp, kendinizi ve çevrenizi motive edebiliyor musunuz?

Yoksa sadece izleyici misiniz?

5. Gelecek 25-50 yıl içinde neler olması bekleniyor, yaşamınız gelecekte nasıl olmalı, olumlu gelecek planlarınız var mı? Siz neler üretiyorsunuz, yaratıcı düşünce ve buluşlara sahip misiniz, gelişim odaklı gruplar içinde yer alıyor musunuz?

Yoksa kendinizi kendi kurduğunuz dünyaya kilitlemiş, alışmış olduğunuz eski bakış açınızla pencerenizden olup biteni izlemeye çalışarak, günü geldikçe birilerinin hazırladığı gelecekte kiracı olmaya mı hazırlanıyorsunuz?

Bundan Sonra; geleceğe yönelik bilimsel gelişmeleri izlemek, yaşadıklarımızın farkında olmak, onların ışığı altında geleceği uzgörebilmek ve olumlu gelecek projeleri ve planları ve korunma yöntemleri ile geleceğimizi şekillendirmek çok önemli. Bunu bireysel olarak yapabileceğimiz gibi bu amaçla kurulmuş yerel kuruluşlardan ve global gruplardan destek alarak yapmakta mümkün. Olumlu bir gelecek için öğrenmeli, farkında olmalı, yaratmalı, üretmeli ve sorumluluk almalıyız.

4 Ekim 2009 Pazar

Siz Hangi Kuşağın İnsanısınız?


Teknoloji çok hızlı gelişiyor, dünya çok hızlı değişiyor. Yeni nesil ürünler ve yeni nesil kültürler oluşuyor. Eskiler yenilere, yeniler eskilere uyum sağlamaya çalışıyor. Eskiden anne babalarla çocukları arasında bir nesil fark olurdu, şimdi iki nesil fark var. Çünkü hızlı değişim iki nesil farklı ürün ve kültür yarattı.


1929-46 yılları arasında doğanlar Sessiz Kuşak . Savaş yıllarında tel dolap, gazlı lamba teknolojisine doğdular. Disiplin ve şeref onlar için çok önemliydi. İşlerine, çalıştıkları şirketlere ve eşlerine çok bağlı kaldılar. Otoriteye katıksız saygılı davrandılar. Kişiliklerini dönemsel olaylar şekillendirdi. Beklentileri düşüktü buldukları ile çok mutlu oldular. Muhafazakar ve teknolojiye uzaklar.


1946-64 yılları arasında doğanlar Bebek Patlaması Kuşağı. Gramofon, radyo, buzdolabı teknolojisine doğdular, idealisttiler. Hiyerarşiye saygılılar, sadakat onlar için önemli, toplumsal olaylara duyarlılar. Kişiliklerine aileleri model oldu. İsteklerini elde edip mutlu oldular. Bazısı teknolojiye yakın bazısı hala uzak, yeni dünyaya adapte olmakta zorlanıyorlar.

1965-79 yılları arasında doğanlar X Kuşağı . Çamaşır makinesi, teyp, pikap teknolojisine doğdular. Sadakatleri duruma göre değişiyor. Bilgiye saygılılar. Kişiliklerini eğitimleri şekillendirdi. Kanaatkarlar. Teknolojiyi kerhen kullanıyorlar, geçmiş ve gelecek arasında köprü oldular.


1980-2000 yılları arasında doğanlar Y kuşağı. Tv, müzik seti, bulaşık makinesi teknolojisine doğdular. Sadık değiller, girişimciler, çabuk vazgeçiyorlar, otorite istemiyorlar. Başarıya saygılılar. Kişiliklerini tv şekillendirdi. İstekleri çok, tatminsizler. Teknoloji yaşam biçimleri haline geldi, geleceğe odaklılar.


2000 - sonrasında doğanlar Z kuşağı. Gsm, internet, laptop, nano teknolojiye doğdular. Otoriteyi tanımıyorlar. Sonuç için çalışacaklar. teknoloji oyuncakları, hız tutkunu, buluşçu, çok meslekli ve meraklı olacaklar. Kişiliklerini internet şekillendiriyor. Az enerji harcayıp çok şey bekleyecek, kararsız ve tatminsiz olacaklar.


Yukarıdaki genel kriterler çerçevesinde doğum tarihinize göre kronolojik kuşağınızı söyleyebilirsiniz ama ruhsal kuşağınız o olmayabilir. Örneğin yaşça bebek patlaması kuşağında yer alıp yaşamınızı X kuşağı tarzında sürdürüyor olabilirsiniz. Ya da tersi olabilir. Y kuşağı anneanneler ve büyükbabalar da yok değil. Bunu bazı testlerle de ölçebiliyoruz. Aynı ailede bugün 5 kuşak uyumlu yaşamaya çalışıyor. Aynı şirkette bu gün 4 kuşak var. 6-7 yıl sonra Z’ler de geliyor ve işleri hep birlikte büyütmeye çalışacaklar.


Bundan Sonra gerek iş yaşamında gerek aile içi ilişkilerde kuşak farklılıklarımızı tanımak çok önemli olacak. Çünkü çatışmalar yıkıcı olabiliyor. Kuşak özelliklerini bilmek, farklılıklarımıza saygı göstermek ve her kuşağın üstün yönlerinden destek almayı başarabilmemiz gerekecek…

28 Eylül 2009 Pazartesi

SİZİN İÇ DÜNYANIZ DA KÜRESELLEŞİYOR MU?


Küresel kriz, küresel ısınma dış dünyamızın küreselleştiğinin kanıtları. Peki, iç dünyamız yani üzüntülerimiz, sevinçlerimiz, hayallerimiz, düşünce ve davranışlarımız onlar da küreselleşiyor mu?

2010 yılında dünya nüfusu 9 milyara ulaşırken, internet kullanıcılarının sayısının 1 milyar civarında olması bekleniyor. Farklı ülkelerden, farklı kültürlerden ve farklı yaşlardan dünyayı çok hızlı ve yakın plan takip edebilen bir milyara yakın insan bir Web Toplumu oluşturdu. Bu toplumun ortak küresel bir kültürü, düşünce ve davranış biçimi, iletişim dili ve araçları, aktivite ve eğlence alışkanlıkları, alışveriş kuralları, merakları, kutlama yöntemleri, zevkleri, üzüntüleri, sevinçleri, hayalleri ve hedefleri var.

Web toplumunun ortak yarattığı yaşam yazılımı adeta iç dünyamızı da programlıyor, ruh sağlığımızı da şekillendiriyor. Küresel ısınma sorunları, bilgisayarımıza giren virüsler, yavaşlayan internet, online alışverişteki gecikme, pc ve cep telefonlarının radyasyon yaydığını bilerek kullanmak, chat sitelerindeki çatışma ve kandırmacalar, gözlenme endişeleri, herkesi izleme, her şeyden haberdar olma ve yenilikleri takip edebilme güçlüğü, herkesle arkadaş olma telaşı artık küresel stres kaynaklarımız haline geldi. Küresel sevinçlerimiz de var. Arkadaşlarımızla görüntülü buluşabilmek, meraklarımızın yanıtlarına hemen ulaşabilmek, yeni çıkan bir ürüne hızla sahip olabilmek, yüz yüze gelmeden sevgili ve arkadaş bulabilmek, eğlenmek, sesini duyurmak, duygu ve düşüncelerimizi kolayca paylaşabilmek (JKL) kutlamak, kutlanmak bizi mutlu ediyor. İç dünyamızda küresel beklentimiz; yorulmadan her şeye hızla sahip olmak. Küresel davranış biçimimiz; olmuyorsa vazgeçmek, yenisini aramak.

Bundan Sonra web toplumu nereye giderse iç dünyalarımız da oraya mı gidecek? Fütüristler “gelecek onu izlemeye ve içinde yer almaya çalışanları yutuyor. Gelecekle onu şekillendirerek buluşmalıyız” diyorlar. Kolay değil ama vazgeçmeden, olumsuz beklentilere ve belirsizliklere takılmadan olumlu gelecek planları yapabilir, uygulamak için uğraşabiliriz. Kişisel geleceğimizi şekillendirme çabalarımız küresel geleceğimize de bir noktada şekil verebilir

Bundan Sonraki yazımda ailemizde, çevremizde ve iş yerimizde 5 Kuşak bir arada nasıl yaşıyor ve teknolojinin yol açtığı kuşak farklılıkları neler gibi soruları üzerinde düşünmeye çalışacağım…

23 Eylül 2009 Çarşamba

Sizin Kişisel Markalarınız Neler?


Markalaşmak ve marka yönetimi artık ürün ve hizmetlerin yanı sıra, kişiler içinde geçerli. Bulunmadığımız ortamlarda bizi nitelemek için kullanılan olumlu, olumsuz belirgin özelliklerimiz bizim markalarımız oluyor. Örneğin fiziksel özelliklerimiz, giyimimiz, davranışlarımız, bildiklerimiz, bilmediklerimiz, eğitim durumumuz, alışkanlıklarımız, eşimiz, işimiz, arkadaşlarımız.

Markalarımızın bazılarını miras yoluyla(genetik ya da aileden gelme), bazılarını çalışarak emekle, bazılarını da marka olmuş diğer ürün ya da insanlarla birlikte olarak ediniyoruz.
Marka/larımızı ya kendimiz oluşturuyoruz ya da çevremiz oluşturuyor. Marka/larımızı bilinçli ya da bilinçsiz, iyi ya da kötü olarak yönetiyoruz. Markalar bazen küçük gruplar içinde, bazen ise ulusal ve global alanda tanınıyor.

“Fedakar anne” ,“çapkın erkek” , “kafa adam”, “kaprisli sanatçı” , “fırlama çocuk”, “deli dolu kız”,”çakır güllü”, “ikoncan”, “iş adamı X Bey’in eşi”, “ünlü sanatçının kızı/oğlu” , “X holding’in veliahtı”, , “X firmasının İK yöneticisi”, “yaratıcı genç”, “Bir numara kardiolog” , “ODTÜ’lü”, “X derneğinin başkan yardımcısı”, “X partisinin genel başkanı” “tonton müdür”, “ödüllü ahçı”, “bir numaralı virtiyöz”den tutunda ”X programını yazan genç”,“X şirketinin CEO’su olan Türk”, “üniversiteli anneanne” gibi pek çok kişisel marka var. Bu arada ismini marka yapan kişilerde var. Mesela Madonna, Michael Jackson…

Markamızı ne şekilde kazanırsak kazanalım onu sürdürmek ve yönetmek için çaba harcamamız gerekiyor. ODTÜ ye girince onu bitirebilmek gerekiyor. Babamız bizi aile şirketimize genel müdür yapsa da şirketi batırmamak gerekiyor. Güzel/yakışıklı olarak doğsak fiziksel özelliklerimizi yaş dönemimizin gereklilikleri doğrultusunda bakımla devam ettirebilmek gerekiyor. Zirvede bir sanatçıysanız yeni eserlerle zirveyi korumak gerekiyor. Bir partinin önemli bir üyesiyseniz yeniden listelere girmek seçilebilmek gerekiyor.

Aynı anda pek çok markaya sahip olanlarda var. Yaratıcı öğretmen, çılgın kadın , kafa anne. gb

Bundan Sonra BS kişiler bilinçli ve planlı bir şekilde marka olmaya çalışacak. Küçük bir grup markası olmak yetmeyecek markanın global olması gerekecek. Tanınmış ve global bir marka olabilmemiz için marka yaratıcıları, marka yöneticileri, online kimlik yönetim programları bizlere yardımcı olacak. Ve tabi Google, Facebook, bloglar ve diğer sosyal network sistemleri olmazsa olmazlarımız olacak. Ayrıca yakın gelecekte genetiği dizaynırlar tarafından tasarlanan markalı bebekler yaşamımıza girdikçe, gelecek planlamacılar arttıkça, global rekabet noktasında kişisel markalarımızı korumak ve iyi fiyata satmak için patent almamız bile gerekebilecek :)


Bir sonraki yazımda globalleşen iç dünyalarımız üzerinde düşünmeye çalışacağım…

15 Eylül 2009 Salı

BS günlük farklılık dozunuz kadar değerlisiniz!!!


Birbirimizden genetik, eğitim ve deneyim yönünden farklılıklarımız olmasına rağmen sosyalizasyon, kültür ve son yıllarda da globalizasyonun etkisiyle giderek birbirimize daha benzer olmaya başladık. Sosyo Ekonomik Statülerimize (SES) uygun kategorilerde, yerel kültür ve içinde bulunduğumuz global yaşamın etkisiyle artık pek çok anlamda aynıyız.
Davranış, düşünce ve yaşam biçimlerimizi pek çok açıdan birbirine benzetmeye başladık. Teknoloji birbirimizin ne yaptığını, nasıl düşündüğünü çok çabuk öğrenmemizi sağlıyor. Global pazarlama uzmanları ne yapmamız gerektiğini belirliyor. Yeni ve farklı şeyler üretmek ağır düşünme süreci (hard thinking) gerektirdiği için insan beyni benzer düşünce ve davranışlar içine girmemizi zahmetsiz ve kolay buluyor. Yapılan araştırmalarda, yeni ve yaratıcı bir fikir üreten kişilerin bu süreçte ölçülen beyin dalgalarının, eli yanan bir kişide fiziksel acı sonucu oluşan beyin dalgaları ile benzerlik gösterdiği saptanmış.
Ancak dünyadaki kaynaklar azaldıkça benzerlikler ayırt edilemez hale geldi. İnsanlar bu benzerliklerden dolayı tercih yapmakta zorlanmaya başladılar. Çünkü az işe talep çok. Çünkü benzerlik tek düze ve sıkıcı. Çünkü global rekabet var. Çünkü çoğu kişi farklılık arıyor.
Ne kadar farklı sevgili, farklı eş, farklı işadamı/işkadını, farklı anne, baba, anneanne, büyükbaba, farklı arkadaş, farklı dost, farklı stajyer, farklı müzisyen, farklı öğrenci olursanız size talep o kadar artıyor, insanlar sizden o kadar çok bahsediyor, ürettiğiniz fikir, davranış ve ürünler o kadar çok ilgi çekiyor.
Ama farklı olmak o kadar kolay değil çünkü önce bu talebin farkına varmak ve eski alışkanlıklardan sıyrılmak gerekiyor. Ardından geniş bilgi sahibi olma ihtiyacı ortaya çıkıyor. Teknoloji sayesinde kolayca ulaştığımız bilgiyi farklı kullanabilmek için ağır düşünme süreçlerinin sebep olduğu acıya katlanmak ve farklılığı yaratmak gerekiyor. Hemen sevinmeyin formül bununla da bitmiyor; artık herkesin pazarlama ve satış bilgisine de sahip olması da gerekiyor. Çünkü yaratılan farklılıklar, farklı bir şekilde pazarlanmazsa satın alınmıyor.
Yeni nesil gerçeklerden biri de bundan sonra (BS) farklılık dozunuz kadar değerli olduğunuz.
Bundan Sonra (BS) ki yazımda kişisel markalarımız ve nasıl edindiğimiz konusunda farklı bakış açıları getirmeye çalışacağım…

Neden Yazıyorum ???

Psikoloji ve fütürizm alanlarındaki bilgi ve deneyimlerimin birleşimi olan farklı bakış açılarını blog okuyucuları ile paylaşmak için…
Okuyuculardan gelecek düşüncelerle düşüncelerimi zenginleştirmek için…..
Okuyucularla beraber yaşamı daha etkin, verimli ve mutlu bir hale getirebilmek için…
Yakın ve uzak gelecek üzerinde düşünüp, gelişim ve değişimlerin farkında olmak için…
B.S gelecek üzerinde daha etkin olup, yaratıcı fikir, buluş ve uygulamalarla geleceği yönetebilmek için…